aykut's profile.PhotosBlogLists Tools Help

.

MOONSTAR

click to comment

aykut

Occupation
Interests
http://www.perfspot.com/MaxToUCh

LOVES

Loading...

Custom HTML

Custom HTML

 

Shape Of My Heart (JPL Extended Mix) - Sting (Gordon Matthew Thomas)

DERYATUL ARZ

b71a78529ca72c6343b874d0cb54ce98 

KOKUMU DUYAN KORKUMU KORKUMU DUYAN KOKUMU DUYMAYACAK 

 

  

Fatih Kısaparmak Kilim

Kilim kalbin aynasıdır gönlün sesidir
Her nakışı bir duygunun ifadesidir
Kilim sevgiliye çağrı aşka davettir
Kimi renkler şikayettir kimi hasrettir

Ben şu gönül tezgahında kilim dokudum
Erenlerin dergahında aşkı okudum
Töremizde kilim demek ilim demektir
Kilim sevdadır özlemdir derttir istektir

 

Türk Genleri 2000 Yıldır Değişmedi!!!

Mogolistan'daki 2000 yaşındaki mezarlıktan alınan DNA, Merkezi Asya'da yerleşen Xiongnu isimli kabileye ait çok önemli bilgiler ortaya koydu. Fransalı araştırmacılar, 62 iskeletten alınan DNA örneklerini kullanarak, bu unutulmuş kavmin tarihi ve sosyal organizasyonunu ortaya koymak için çalıştılar.

Araştırmacılar, Avrupalılar ile Asyalılar arasındaki etkileşimin zannedilenden daha önce oluştuğunu buldular. Ayrıca, günümüzdeki Türklerle banzer DNA dizilişleri bularak, Türk milletinin Moğolistan'da ortaya çıktığı konusunda güçlü bir kanıt buldular.

Araştırmalar, ayrıca Xionghu Kültürü hakkında detaylar da sağladı. Toplumun seçkin üyelerinin kutsal hayvanlar ve insanlarla beraber gömüldüğü de ortaya çıktı. Ayrıca, akrabalar birbirine yakın olarak gömülüyordu.

"Bu, kalıtım teknikleri kullanılarak sosyal örgütlenmesi hakkında gelişmiş bilgiler bulabildiğimiz ilk eski uygarlık diyen, Strasbourg Adli Tıp Enstitüsü'nden Christine Keyser-Tracqui, bu araştırmayla 2000 yıl önceki Asyalı-Avrupalı etkileşimlerini de anlamamızın da kolaylaştığını ekledi.

Mezar yeri, 1943 yılında Moğol-Rus araştırma ekibi tarafından, Moğolistan'ın Egyin Gol Vadisi'nde bulundu. Kuru ve soğuk hava, iskeletlerin bozulmasını önlemişti. Araştırmacılar, bu alanın M.Ö. III. Yüzyıldan M.S. II Yüzyıla kadar kullanıldığınıtahmin ediyor.

Araştırmacılar, sadece anneden gelen mitokondri DNA'sı, sadece babadan gelen Y-kromozomu DNA'sı ve vücut DNA'sı da denilen, eşey kromozomları dışında kalan tüm kromozomları kapsayan DNA örnekleri kullanarak çeşitli iskeletler arasındaki akrabalıkları ortaya koymaya çalıştı.

Çoğu bilimadamı, Asyalı ve Avrupalı etkileşiminin XIII. Yüzyıldan sonra, Cengiz Kağan'ın Asya'yı ve Pers İmparatorluğu'nu fethetmesinden sonra, ortaya çıktığını sanıyordu. Ancak, Keyser-Tracqui ve çalışma arkadaşları Xiongnu iskeletlerinde Avrupalılar'a ait DNA dizilimleri buldu.

Keyser-Tracqui, "Bu durum bize, Avrupalı-Asyalı karşılaşmasının bu bölgede Xiongnu Kültürü'nden daha eski olduğunu gösterdi." dedi.

Mezar alanındaki en eski kazılar birçok çift mezarı içeriyordu. Bu da, ölülerle beraber cariyelerinin, atlarının ve bazı hayvanların da da kurban edilmesi ile ilgili eski gelenekle alakalı olabilir. Bu adet, ayrıcalıklı kişilere uygulanıyordu ve -daha sonraki kazılarda çift mezarlara rastlanmamasının da gösterdiği gibi- bu adetten daha sonraları vazgeçildi.

Mezarlığın en yeni bölümü ise sadece birbirine akraba erkeklerin cesetlerini içeriyor. Bu tür bir gömme tarzına daha önce hiç rastlanmamış.

En son cesetlerdeki DNA dizilişleri günümüz Türkiye insanlarıyla benzeşmektedir. Bu da Türk boylarının Xiongnu Kültürünün son döneminde Moğolistan'ın bir yerinden çıktığını desteklemektedir.
 
 

Oğuz Kağan'ın Türklük Duası

ULU TANRI !.

Namuzsuz bir tek TÜRK yaratacağına, dünyayı yık daha iyi ! Ne kadar korkak TÜRK varsa hepsini helak et ! TÜRK herşeyi mukayese etsin ! Yalnız akıl ve mantık denen şeylere bırakma onu ! Sabırlı, derde dayanıklı olsun ! İradesi çelik gibi olsun ! Dönek TÜRK yaratma ! TÜRK'leri maymun iştahlı yapma ! TÜRK daima ihtiyatla adım atsın ! Kimsenin tatlı diline inanmasın ! Kimseye emniyet olmasın ! Çalışma zekâdan üstün bir kıymet olduğundan, TANRI, sen TÜRK'ü çalışkan et ! TÜRK'ün ömrü çalışma ile geçsin ! Ona daima çalışma aşkı ver ! Hele elbirliği ile çalışmayı alet etsin ! Tembel TÜRK'ü hemen öldür !

TÜRK'e her milletinkinden üstün zeka ver! Zeka ve çalışma; ikisi bir arada olunca TÜRK'ün önünde durulmaz! Milli büyüklüğün tek şartı yüksek ideal, buna alışmak için de yüksek ahlak, fedakarlık ve sebat lazım olduğundan TÜRK'leri ahlaklı, sebatlı ve fedai kıl! TANRI, TÜRK'leri sen kendi elinle birleştir ve herşeyden evvel ruhları birleşsin! Onları tek bir kafa gibi birleştirici kültür sahibi et! TÜRK'ü töresine sadık kıl, Tanrı! TÜRK budunu: Biliniz ki atalar töresi asırların tecrübesi ile husule gelmiş büyük bir hikmettir. Tanrı beni töreye dokunmaktan ve dokundurmaktan sakladı ve saklasın!

ULU TANRI !.

Türk milletini lafçı değil, elinden iş gelir insanlar et ! Bir şey söylemek vazife yapmak değildir. Onu fiilen yapmak ve yaptırmanın vazife olduğunu beyinlere sok !

GÜZEL TANRI !.

Sana hepsinden çok yalvardığım şudur : TÜRK'ü dalkavukluktan kurtar ! Dalkavukluk ve emsali vasıtalara zengin olmaktan koru ! TÜRK'e kötü para hırsı verme ! Dalkavukları yok et !

AMAN TANRI !.

TÜRK aile, töre ve disiplinini her şeyden evvel koru! TÜRK toprağında hürler yaşasın. Adaletten başka bir şey hüküm sürmesin! Sen TÜRK'e tabii şeylere tabiata karşı sevgi ver! TÜRK yurdunda yoksulluk o kadar azalsın ki fakirlik suç sayılsın!

Acunu ( Dünyayı ) Yaratan Yüce Tanrı !.

TÜRK'e insaniyetten evvel TÜRK milletini düşündür. İnsanların insaniyet dedikleri şey, göz boyamak için icat edilmiş bir boyadır. İnsaniyet maskesi taşıyan öyle milletler vardır ki maskelerinin altında canavarlar yaşar. İnsaniyeti gören olmadı. TANRI, TÜRK'e sağlam, sürekli irade ver! Güçlüklerde, sabrını, tahammülünü aynı zamanda gayretini arttır! Ona esas seciye olarak vazife muhabbeti ve mesuliyet duygusu ver! Mesuliyeti TÜRK yurdundan eksik etme! En büyük kuvvetinTÜRKLÜK aşı olduğunu TÜRK'e öğret!

TANRI !.


TÜRKÇE konuşulan, TÜRK'e yurtluk etmiş olan yerleri kıyamete kadar TÜRK'ün hükmü altında bırak !

YÜCE ALLAH TÜRK'Ü KORUSUN !..

.

 

HEHE

AYASOFYA

  

 

Muhyiddin İbn Arabî

 
Muhyiddîn ibn-i Arabî -kuddise sirruh-: "Hâlimize âşinâ olmayanlar, eserlerimizi okumasınlar."
 
İbn Arabi, Şeyh-i Ekber’in Kaleminden
 
Allah bu topluluğun ruhlarını umutlarla sulamıştır.
Eğer onlar Allah’ı zikrederlerse, kendi nefislerini unuturlar ve Allah’tan başka hiçbir şeyi hatırlamazlar.
Onlar, Allah’a yemin olsun ki…
Seçildiler, arındılar ve temizlenenlerden oldular, murâttır çünkü onlar;
Kadri en yüce bir mertebede, Allah’ın hayat bahşedici rahmetiyle yaşadılar.
 
Tasavvuf, zahiren ve batınen şerri edeple durmaya denir.
 
Eğer kalp secdeye varırsa, artık o secdeden başını kaldırmaz, sonsuza dek secdede kalır.
 
 
 
 
Muhyiddin Arabi'nin Ahir Zamana Bakışı

Muhyiddin Arabi eserlerinde, ahir zaman ve Hz. Mehdi ile ilgili olarak, Peygamberimiz (sav)'in hadisleri ışığında tüm Müslümanlara yönelik müjdeler vermiştir:

“Bilin ki, Hz. Mehdi mutlaka çıkacaktır. Ancak yeryüzü zulüm ve işkence ile dolmadıkça; çıkmayacaktır. İşte o da böyle bir zamanda çıkacak, dünyayı doğruluk ve adalet ile dolduracaktır. Hatta dünyada tek bir gün kalsa, Allah o günü uzatacak, ta ki o halife gelsin. Bu, mutlaka Allah'ın Resulü'nün soyundan olacak, Hz. Fatıma evladından gelecektir.

Malı eşit surette dağıtacak, vatandaşları arasında adalet ile muamelede bulunacaktır. Adam kendisine gelip “Ey Mehdi” bana ver, diyecek. Önünde de mal bulunacak. Hz. Mehdi hemen önündeki maldan onun eteğine dolduracak, taşıyabildiği kadarını alıp götürecektir.

Hz. Mehdi, dinin fetret (karışıklık, bozulma) geçirdiği bir dönemde ortaya çıkacak... Adam cahil, korkak ve pinti olarak akşamlayacak; fakat alim, cesur ve cömert olarak sabahlayacaktır. Huzur ve mutluluk onunla yürüyecek. Kendisi beş, ya yedi veya dokuz yıl yaşayacaktır. Resulullah (sav)'ın izinden yürüyecektir. Onun adına hiçbir melik hata etmez. Görmediği şekilde onu doğrultur. Her görevi üzerine alır ve zayıfa, düşküne yardım eder. Musibete uğrayanlara yardımcı olur. Dediğini yapar, yaptığını da söyler, şahid olacağı şeyi de bilir.

Dini ayakta dimdik durduracak, eski hüviyetine kavuşturacaktır. İslam'a yeniden ruh üfleyecek, zelil hale geldikten sonra onunla İslam'ı eski güçlü haline sokacaktır. Din, böylece onun vasıtasıyla eski hüviyetini kazanacaktır.

Onun döneminde din tamamen rey'den arınmış olarak eski hüviyetini kazanacaktır. Bil ki, Mehdi çıktığı zaman bütün Müslüman havassı (alimleri) ve avamı (halkı) sevineceklerdir. Mehdi'nin İlahi olan yani manen desteklenen adamları olacaktır. Onun davetini ayakta tutacaklar ve ona yardım edip kendisini zafere kavuşturacaklardır. Ülkeye ait bütün ağır yükleri bunlar yüklenecekler. Allah'ın Mehdi'ye verdiği görevden ötürü ona destek olacaklardır. Daha sonra Hz. İsa Dımaşk'ın doğusundaki Beyaz minareye inecektir. İmam yerinden geriye çekilecek, Hz. İsa öne geçecek ve insanlara namazı kıldıracaktır. İnsanlar arasında Resulullah (sav)'ın sünnetiyle emredecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek. Allah Mehdi'nin ruhunu tertemiz olarak kabzedecektir.

Mehdi, vakti gelinceye dek gizlenecektir. Vaad olunan vakti gelince de ortaya çıkacaktır. Onun şehidleri, şehidlerin en hayırlısı, güvendiği kimseleri yani vezirleriyse emin olanların en güvenceli olanlarıdır.

Allah, bir grup kimseyi ona vezir tayin etmiştir. Allah bu kimseleri gizlemiştir. Ben keşif (ilham) ve şühud (şahitlik) yoluyla bu hakikatlara muttali oldum. Ayrıca, Allah'ın kulları için öngördüğü şeylere de vakıf oldum. Bunlar öncü olan bazı ashab gibi önde hareket edeceklerdir. Tıpkı önde gelen sahabenin Allah'a verdikleri sözü yerine getirdikleri gibi, bunlar da aynen o sözlerini doğrulayıcı olacaklardır.

Bu kimseler aynı zamanda Arap da olmayıp Acem yani yabancı olacaklardır. Onların cinslerinden olmayan bir koruyucuları olacaktır. Bu, Allah'a hiçbir vakit karşı da gelmiş değildir. Kendisi en saf ve samimi vezirlerinden olacaktır.

İşler ve hadiseler henüz meydana gelmeden, Mehdi, Allah tarafından buna muttalidir (haberi vardır). Zira önceden olacak olanlara hazır olması gerekiyor.

Mehdi, din bakımından rey ve kıyasa başvurmaktan masumdur. Ona böyle davranması haramdır. Zira Allah'ın dini konusunda hüküm vermede Nebi yani Peygamber olan birinin kıyas yapması doğru değildir. Şayet kıyas yapmasına izin verilseydi, Allah onu Peygamberi Hz. Muhammed (sav)'in diliyle bildirirdi. Ayrıca Hz. Peygamber (sav) imamlardan hiçbirisi için benim izimde yürüyecekler hata etmeyecekler dememiştir. Bu ifadeyi sadece Mehdi için söylemiştir. Onun masumluğunu, halifeliğini ve vereceği hükümleri konusunda masumiyetini bildirmiştir. ("Futuhat-El Mekkiye", 366. bab, c. 3, s. 327- 328)”

"... Mehdi, dini Peygamber (sav)'in zamanında olduğu gibi aynen uygulayacak, yeryüzünde mezhepleri kaldıracak, halis hakiki dinden başka hiçbir mezhep kalmayacak." (Muhyiddin Arabi, Fütühat-ül Mekkiye", Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, sf. 186-187)

 
 

CENGİZHAN

 

Mektubat-ı Rabbani 251. MEKTÛB

 

Fârisî beyt tercemesi:
Ayna arkasındaki papağan gibiyim,
ezelî üstâd ne derse, onu söylerim.

 

      

 

Bu mektûb, mevlânâ Muhammed Eşrefe yazılmışdır.
Dört halîfenin üstünlüklerini ve Eshâb-ı kirâmın büyüklüğünü bildirmekdedir:

Allahü teâlâya hamd olsun. Onun sevgili Peygamberine ve temiz Ehl-i beytine ve Eshâbının hepsine salât ve selâm olsun (salevâtullahi aleyhi ve alâ Âlihi ve Eshâbih)! Din ve dünyâ seâdetinize düâ ederim.

Kıymetli kardeşim! Birkaç şaşılacak bilgi ve işitilmemiş gizli şeyler ve cenâb-ı Hakkın ihsân etdiği hoş şeyleri bildireceğim. Bunların çoğu, Şeyhaynın  ve hazret-i Osmân-ı Zinnûreynin ve Allahın arslanı hazret-i Alînin üstünlüklerini ve yüksekliklerini göstermekdedir. Kısa anlayışıma göre yazıyorum. Dikkatle dinleyiniz! Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk ve hazret-i Ömer-ül Fârûk (r.a), Muhammed aleyhisselâmın yüksekliklerine ve vilâyet-i Mustafâvînin derecelerine kavuşdukları gibi, vilâyet bakımından, hazret-i İbrâhîm aleyhisselâma ve insanları dîne çağırmak bakımından da, Mûsâ aleyhisselâma bağlıdırlar. Hazret-i Alî ise, her iki bakımdan da, hazret-i Îsâ aleyhisselâma bağlıdır. Hazret-i Îsâ, rûhullahdır ve kelimetullahdır. Bunun için kendisinde vilâyet yüzü, Peygamberlik yüzünden dahâ kuvvetlidir. Hazret-i Alî de, Ona bağlı olduğu için, Onda da, vilâyet yüzü dahâ kuvvetlidir. Dört Halîfenin (radıyallahü teâlâ anhüm ecma'în) mebde-i teayyünleri, ilm sıfatıdır. Topluca veyâ açıkca çeşidli yönlerden ayrılırlar. Bu sıfat, topluluk bakımından, Muhammed aleyhisselâmın terbiyecisidir. Genişlik bakımından ise, İbrâhîm aleyhisselâmın rabbidir. Her iki bakımdan ise, Nûh aleyhisselâmın rabbidir. Mûsâ aleyhisselâmın rabbi, kelâm sıfatıdır. Îsâ aleyhisselâmın rabbi, kudret sıfatıdır. Âdem aleyhisselâmın rabbi, tekvîn sıfatıdır.

Hazret-i Ebû Bekrle hazret-i Ömer, Resûlullahın Peygamberlik yükünü taşımakdadırlar. Fekat burada da, her ikisinin mertebesi ayrıdır. Hazret-i Alî, Îsâ aleyhisselâma bağlı olduğundan ve vilâyet yüzü dahâ kuvvetli olduğundan, Muhammed aleyhisselâmın vilâyet yükünü taşımakdadır. Hazret-i Osmân-ı Zinnûreyn, ortada olduğu için, her iki yükü de taşımakdadır. Hazret-i Mûsâ aleyhisselâma bağlılığı dahâ çokdur. Çünki, herkesi dîne çağırmak, Peygamberlik makâmına uygun bir işdir. Bu iş, bizim Peygamberimizden sonra, Peygamberler arasında, Onda dahâ çok ve dahâ genişdir. Onun kitâbı, Kur'ân-ı kerîmden sonra, gökden inen kitâbların en iyisidir. Bunun içindir ki, Onun ümmeti, geçmiş ümmetler içinde, Cennete en önce girecekdir. İbrâhîm aleyhisselâmın dîni ve milleti, bütün dinlerin ve milletlerin en üstünü ve yükseği idi. Bunun için, Peygamberlerin en üstününe, Onun milletine uymak emr olunmuşdur. Nahl sûresi, yüzyirmiüçüncü âyetinin, (Sonra, sana bildirdik ki, İbrâhîm aleyhisselâmın milletine tâbi olasın!) meâl-i şerîfi, böyle olduğunu göstermekdedir. Geleceği haber verilmiş olan hazret-i Mehdînin rabbi de, ilm sıfatıdır. Bu da, hazret-i Alî gibi Îsâ aleyhisselâma bağlıdır. Sanki, Îsâ aleyhisselâmın iki ayağından biri, hazret-i Alînin başı üzerinde, ikinci ayağı hazret-i Mehdînin başı üzerindedir.

Mûsâ aleyhisselâmın vilâyeti, Muhammed aleyhisselâmın vilâyetinin sağındadır. Îsâ aleyhisselâmın vilâyeti ise, solundadır. Hazret-i Alî, Muhammed aleyhisselâmın vilâyeti yükünü taşıdığı için, Evliyâ yollarının çoğu Ona bağlıdır. Vilâyetin yüksek derecelerine kavuşmuş olan ve insanlar arasına karışmıyan Evliyânın çoğuna, hazret-i Alînin yüksekliği, hazret-i Ebû Bekrle hazret-i Ömerin yüksekliklerinden dahâ çok bildirildi (radıyallahü teâlâ anhüm ecma'în). Eğer, Ehl-i sünnet âlimleri, bu ikisinin hazret-i Alîden dahâ üstün olduğunu sözbirliği ile bildirmemiş olsalardı, bu Evliyânın çoğu, hazret-i Alînin dahâ üstün olduğunu bildirirlerdi. Çünki, hazret-i Ebû Bekr ile hazret-i Ömerin üstünlükleri, Peygamberlerin üstünlükleri gibidir (a.s). Vilâyet yolunda olanların elleri, o üstünlüklerin eteklerine yetişemez. Bunların, nübüvvetin yüksekliklerinde dereceleri o kadar yüksekdir ki, keşf sâhiblerinin keşfleri, o derecelerin yoluna bile varamaz. Vilâyetin yüksek dereceleri, Peygamberliğin yüksek derecelerine çıkabilmek için merdiven gibidir. Vâsıtanın, aracının, aranılandan ne haberi olabilir? Başta olanlar, sonda bulunanlardan ne anlıyabilir? Peygamberlik zemânı çok uzaklaşdığı için, bugün, bu sözümüz, çok kimseye ağır gelir. İnanmak istemezler. Fekat, ne yapılabilir?

 

ATATÜRK

  

  

 

my girl

 
 
Photo0416

Veysel Karani Şems Aşk ve Mevlana

 

 

 

Bu sürünün Musa'sında acayip, görülmemiş bir âsâ var. Mûsâ, onu atınca o, şunlarm hepsini bir lokma eder; ne düğün-dernek bırakır, ne de savaş. Her akıl, her fikir, bunların mânâsını bilemez, bu sözün hakikatini kavrayamaz.

 

Herkim bizim kâsemizden şerbet içer, dudağımızın ta­dını alırsa, öyfe bir sarhoş olur ki gündüzümüzü gece görür,.. Mezhebimizin kapısından kaçanın kulağını, fe­rahlık yakalar ve çeke çeke bizim gittiğimiz yola getirir.

 

 

 

 

Ömer HAYYAM

Vakit geldi, dünya yeşiller giyecek;
Ağaçlara Musa'nın eli değecek,
Kuru tohumlara İsa'nın nefesi;
Gözler açıp buluta çevrilecek.

İçin temiz olmadıksan sonra
Hacı hoca olmuşsun, kaç para!
Hırka, tespih, post, seccade güzel;
Ama Tanrı kanar mı bunlara?

Hak er geç cimrilerin hakkından gelir;
Cehennem ateşleri onlar içindir.
Ne der, dili inciler saçan Muhammet:
Cömert gavur cimri müslümandan yeğdir.

Sen bu dünyanın sırlarına eremezsin;
Erenlerin dilini de söktüremezsin;
İyisi mi iç şarabı, cennet et bu dünyayı:
Öbür cennette ya girer, ya giremezsin.

                                 ________________________________________________________________________________________________
 
 
 
                                                                 

KUTUB:


Lügat mânâsı değirmenin alt sabit taşında bulunan uzun mihver demiri demektir.
Üst taşın deliği ona geçerek taş devir yapar.

Resûlü Ekrem’in yeryüzünde halifesi olan zât-ı âli...
Kavmin ulusu “en büyüğü”.

Kutub daima ceseden mevcuttur.
Yani sağdır dünya yüzünde...
Yerini kimse bilmez.
Ancak 7’ler bilir.
Eşyada mutasarrıf dır.
Hadimleri 40’lardır.

Kutbiyyet HAKK tarafından verilir.

Bütün ruhanî emirler Kutub makamından çıkar.
Kutbiyet mahalli, nazarı ilâhiyedir.
Kutub Resûlullah’ın yeryüzünde Ekremiyet halifesidir.

GAVS:
Lügat mânâsı nöbet bekleyen vekil mânâsınadır.
Medet, Nusret makamında mânâsına kibar-ı Evliyâ hakkında kullanılırsa da tekdir.
Velîlerin başı gavs-ı azam ismi ile yâdedilir.
Gavs, Kutub makamına bağlıdır.

Gavsiyet, Resûlü Ekrem tarafından izinle verilir.

Kalblerde mutasarrıfdır.
Hadimleri 7’lerdir.
Bazen gavsiyet makamı boş olabilir.
O zaman Kutub tarafından idare edilir.
Gavs, Resûlü Ekrem’in naibidir dünya yüzünde...

Gavslar 7’lerden seçilir.
Gavsdan Kutub olmaz.
Bütün velîler gavsa bağlıdırlar.
Her büyük Velî gavsın kim olduğunu bilir.
Yerini de bilir.

Gavsın sağında “Abdurrab Makamı” vardır.
Bu makamın nazarı, âlem-i melekûta nazırdır.

Solunda “Abdülmelik Makamı” vardır.
Nazarı: Âlem-i mülke, dünya âlemine nazırdır.
Abdurrab Makamı’ndan daha efdaldır.
Bu iki makamı işgal eden zâtlar Kutub tarafından intihab edilir.

Bir de kutbun mânevî emrinde olan “Abdullah Makamı” vardır ki buradaki zât bazen hilâfet-i mâneviye, bazen hilâfet-i vücudiye hâlindedir.
Yani bazen bu makam mânevidir, bazen de zamanında bir zât, bir sultan veya kimsenin gözüne çarpmayan basit gibi görünen mübârek bir zâttır.
Gavs ile temas bu zât vasıtası iledir.
Bu zât tekdir.
Yeri gizlidir.
Bilen çok azdır.
Manen temas mümkündür.
Bazen rüya âlemi ile, sonra da maddî olarak olabilir...

Bir de kutbiyete bağlı ve “Abdülmülk Makamı”nda bulunan dünya
mülkünde “EVTAD” vardır.
Bunlar dört müstesna zâtlardır.
Bunlar her zaman Kâbe’de manen toplanırlar.
Bazen de cesedleri ile birlikte buluşurlar.
Bunların emirlerini 40’lar mülk âleminde görürler.
40’ların müşküllerini 7’ler hâllederler.

4’lerin yerleri malûmdur.
Bazen yerleri değişir.
Ruhen Beytullahda daima müctemi’dirler.
Bazen de muayyen zaman ve gecelerde buluşurlar.

Evtadın yerleri:
Şimalde(kuzeyde) Abdülmerid,
Cenupda (güneyde) Abdulkadir,
Şarkda (doğuda) Abdülhay,
Garbde (batıda) Abdülâlim makamları vardır.

Bunları da kutbiyet makamı ta’yin eder.
Bu makamlarda her zaman bir zât bulunur.

3’ler vardır. Bunlar ümmîdirler.
Mânevî ziynet gibidirler.
HAKK’ın onlara teberrüken verdiği bir kıymettir.
Daima Abdurrab’ba yani âlem-i melekûta nazar ederler.
Daima dua ve niyazda bulunurlar.

7’ler vardır.

40’lar vardır.
Mülk âleminde gezerler.
Görünürler.
Müşküllerini 7’ler hâllederler.
40’lar, 7’leri tanımazlar.
Fakat 7’ler 40’ları tanırlar.

Ebrar vardır. Vazifelidirler.

300’ler vardır.
Seyyardırlar.
Gezerler.

3000’ler vardır.
Kendi hâllerinde niyaz ve taattadırlar.
Bunların bazıları irşad ile meşguldürler.
Bazıları kendi içlerine çekilmişlerdir.
Taat ve ubudiyetlerinin mükâfatı olarak Velî makamındadırlar.

Meczub ve mecnunlar vardır:
Bunlar cezbe içindedirler.
Yollarına tahammül edemediklerinden hataya düşmüşlerdir.
Fakat ind-i ilâhide mağfurdurlar.
Bunlarla yemek yenmez.
Elbiseler giyilmez.
Sohbet doğru değildir.

Kur’ân-ı Kerimde bir lâfzı celîl vardır.
Güzel bir lâfız. “Sultan-ı mübîn”...

Sultan; burhan demektir.
Burhan sahibi olan.
Sultaya malik olan.
Sultan emr ü ferman kudret onda toplanır.
ALLAH lûgatında Sultan kelimesi kat’i burhan olarak kullanılmıştır,

“Sultanı mübin ise sırdır”.

Bunu büyük Velîler perde aralığından şöyle ifade etmişlerdir.
Bu perde şuna benzer
Billur vardır, bilirsiniz.
Ziyâ vurdu mu ziyâda gizli bütün renkler ortaya vurur.
7 renk görünür.
Acaba billur donmuş bir sis midir.
Burayı günlerce düşünmek lâzımdır.
Bazen sis de renkleri gösterir.
“Gavs-ı guzah” ebe kuşağını bilirsiniz...
Sırlar bazen fizikî olay şeklinde görünür.
Burada gizli birşey vardır.
Düşünmek gerek.
Veyahut birşey gizlidir daha doğrusu...